Cumhuriyet Döneminde Türk Dilinin Durumu

Agop Dilaçar, Tanzimat’la başlayan dilde sadeleşme arayışlarının, 1908’de Mehmet Elin ile dilde ve edebiyatta Türklük düşüncesinin belirmesi, Meşrutiyette Ziya Gökalp’ın dil onarımı tasarısı, vavlı Türkler, 1911’de Türk Ocağı, Türk Yurdu ve Genç Kalemler gibi dergilerin elinde bu akımın örgütsüz bir savaş halini alması, devlet dilini ilgilendirmek ile birlikte daha çok yazı dili tarihinin malı sayıldığından bahsetmiştir. Yine aynı araştırmacı, devlet dili düşüncesinin Tanzimat ve Islahat fermanlarında da belirmemiş olduğunu belirterek ilk defa devlet dili ibaresine 1876’daki Birinci Meşrutiyet Kanun-i Esasi’sinde rastlandığında işaret etmektedir. 1908 2. Meşrutiyet anayasasına alınan, Tebaa-i Osmaniyenin hidematı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır maddesi 1921 anayasasında görülmemektedir. Fakat 1924 anayasasında resmi dilin Türkçe olduğu tekrar anayasaya eklenmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dilde sadeleşme meselesi üzerine tartışmalar önemli bir farkla devam etmiştir. Artık Türk diline devletin de eli uzanmıştır. Zeynep Korkmaz, araştırmaları sonucunda Cumhuriyet’in getirdiği dil politikalarını şu maddeler ile sıralamıştır;

1- Cumhuriyet döneminde Türk diline devlet eli uzanmıştır.

2- Tarihi, sosyal ve kültürel bir zaruret dolayısıyla dilde devrim yapılmıştır.

3- Türk dilinin yabancı etkilerden uzak, kendi kendine yetişir bir kültür dili durumuna getirilebilmesi için yalnız dille uğraşacak bir dernek kurulmuştur.





4- Türk dili bir bilim kolu olarak üniversitelere girmiş, bunun dışında Türk dilini ve Türk tarihini kaynaklarına inerek araştıracak özel bir fakülte kurulmuştur.

5- Ulusta Türkçe sevgisini ve dil bilincini uyandıracak etkili yollar izlenmiştir.

Latin Harflerinin kabulü üzerine lehte ve aleyhte birçok tartışma olmuştur. Aleyhte olanların sebebi dil bilimcileri tarafından, Arap harflerini bırakmak istemeyenlerin korkusu, yüzyılların meydana getirmiş olduğu ürünlerin bir anda unutulacağı ve geçmişle olan manevi bağın kopacağı yönünde açıklanmıştır. Ancak Türk devrimi bir bütündü ve Batı uygarlığına girmek esas olduğuna göre yaşama araçları gibi yazma, okuma ve düşünme araçlarını da bu uygarlığa göre ayarlamak gerekliydi.

Taraftar olmayanlara rağmen Latin harfleri 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilmiştir. Harf devriminden sonra dilde sadeleşme faaliyetleri hızlanmıştır. İlk önce Türkçedeki Arapça ve Farsça kelimelere Türkçe karşılıklar bulunmaya çalışılmıştır. Bu çaba bazen keyfi de olmuştur. Bunun gibi dil konusu üzerine çalışmalar devam ettikçe konunun genişliği ve büyüklüğü daha çok belli olmuştur.

Atatürk, Türk tarihine her zaman merakla eğilen biri olmuştur. Bu merakının ardında da Osmanlı İmparatorluğu’ndan arta kalan tarih anlayışını silerek, milli bir tarih anlayışı yaratma dileği vardır. Atatürk’ü buna yöneten sebepleri, Türklerin sarı ırktan olduklarını reddetmesi,  Türklerin barbar olarak sayılmalarını reddetmesi ve Türk toprakları üzerinde tarihi iddiaların ortaya çıkmasıdır.

Bu sebeplerin de etkisiyle önce 1930’da Türk Tarih Heyeti, daha sonra 1932’de Türk Dili Tektik Cemiyeti kurulmuştur.


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git